Ghent / Belçika

Ghent hiç aklımda yokken, aklımı başımdan aldı! 🙂

Ghent, 230,000 civarında nüfusuyla Belçika’nın en büyük üçüncü şehriymiş. O kadar küçük bir şehrin büyük bir şehir olması şaşırtıcı! 🙂 Scheldt ve Leie nehirlerinin birleşme noktasında kurulmuş bir liman kenti olan Ghent, Orta Çağ’da Kuzey Avrupa’nın en büyük ve en zengin şehirlerinden biriymiş.

Aslında burası bir öğrenci şehri. Universeit Gent, Flemenk bölgesinin en büyük üniversitelerinden biri ve 1817 yılında kurulmuş!  Yüksek lisans için veya Erasmus ile Türkiye’den de gitmek mümkün.

Brugge, Ghent’ten daha popüler bir yer ama doğrusu ben Ghent’i belki daha sakin ve huzurlu olduğundan çok daha fazla beğendim. Belçika gezisine mutlaka eklenmesi gereken bir şehir diye düşünüyorum.

 

NASIL ULAŞILIR?

Öncelikle bu şehirde hava limanı yok, o yüzden araba kiralama veya tren seçeneklerini düşünmelisiniz. Ya da otobüs veya araba paylaşımı da düşünülebilir.

Ben Ghent’e Brüksel’den trenle geçtim. Yaklaşık 40 dakika süren yolculukta biraz etrafı izledim biraz da arkadaşımla aldığımız bileti doldurduk. Bilet doldurmak mı?! 😀

Brüksel’de makineden bilet alırken biraz zorlandık, hangi tarz bilet alacağımızı bilemedik ama ortalarda dolaşan birçok genç görevli vardı ve bize yardımcı oldular. Biz hem Ghent hem Brugge’e gidip döneceğimiz ve arkadaşım Almanya’da yaşayıp daha sonra yine Belçika’da seyahat edebileceği için 77 Euro’ya, 1 yıl geçerliliği olan 10’lu bilet aldık. Bu bileti birden fazla kişi paylaşabiliyorsunuz ve nereden nereye ne zaman gittiğinizi kendiniz bilete yazıyorsunuz. O yüzden grup olarak ve/veya birkaç şehre gidecekseniz bunu tercih edebilirsiniz. Tabi ki tekli bilet de alabilirsiniz.

Bu arada tren saati yaklaştıkça bilet fiyatlarının artabileceğini unutmayın. Ayrıntılı fiyat ve saat bilgisi için Belçika treni resmi sayfasından gideceğiniz tarih ve saat belliyse satın da alabilirsiniz.  

Ghent’te Sint Pieters tren istasyonunda iniyorsunuz. Burası şehrin biraz dışında olduğundan şehre yürümek yarım saat civarında sürebiliyor, tabi yolu bilmeyince ve valizle yavaş yürüyünce bu bir saate kadar çıkmaz mı çıkar!

O yüzden tren istasyonun hemen dışından kalkan 1 nolu tramvaya Evergem-Brielken yönünde binip Korenmarkt durağında inerek şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Bilet makinelerden bozuk parayla alınıyor, yanınızda mutlaka bozuk para olmalı yoksa önce market arar, ufak bir alışveriş yapar, sonra bilet alırsınız bakınız: biz!

Bu arada Gent-Damport istasyonu da var ve şehre daha yakın, yürüyerek 15 dakika kadar. Ghent’e giderken o durakta durmayabilir treniniz, eğer geçeceğinden emin olabilirseniz ve otelinize de daha yakınsa orada da inebilirsiniz. Biz Brugge’e gitmek için trenimize oradan bindik.

Valiziniz yoksa bisiklet de kiralayabilirsiniz.

Günübirlik gezecekseniz, tren istasyonunda valiziniz için kilitli dolaplar mevcut.

 

NELER YAPILIR?

Biz Ghent’e öğleden sonra vardık ve otele gidip valizleri bırakana kadar akşamüstü oldu. Ertesi gün ise Brugge’e gideceğimiz için erken ayrıldık.

Bu nedenle kale, müze gibi yerlerin içine giremedik, sadece dışarıda gezdik, bol bol yürüdük veya nehir kenarında oturduk. Çok da iyi yaptık! 🙂 Huzurla dolduk.

Genelde buraya günübirlik geliniyor ama biz bir gece konakladık ve bunun harika bir karar olduğunu akşamüstü nehir kenarında anladık.

Günübirlik bile gelecekseniz mümkünse geç de olsa gün batımı ve mavi saatlere kalın. Benim en beğendiğim şey nehir kenarında oturmak ve keyif yapmak oldu. Gelip geçen insanları, botları ve ördekleri izlemek, bir şeyler yiyip içmek son derece keyifliydi.

Biz akşam yemeğini hem pahalı olduğu hem de nehir kenarında yer bulmak zor olduğu için restoranda yemek yerine hamburger ve Belçika biramızı alıp nehire ayaklarımızı uzatarak yedik. Gençlerin gitar sesi sayesinde canlı müziğimiz de eksik olmadı! 🙂 Bunun keyfi restoranda yoktur bence.

Tek veya grup olarak oturmuş ortamın tadını çıkaran, bir şeyler içip sohbet eden gençlerle doluydu nehir kenarı. Bu yüzden de çok sıcak ve güvenli geldi bana.  

Şehir o kadar sakin ve huzurluydu ki iyi ki gelmişim dedim. Gezilecek her yere yürüyerek gidebilmek de en büyük avantaj. O yüzden yürüyün ya da bisiklete binin ve çok da mümkün olmasa da kaybolun! Sonunda her yol meydana çıkıyor.

Tabi yürümek ve nehir kenarında oturmak hatta belki de bisiklet sürmenin yanı sıra mutlaka yapmanız gereken bir şey daha var: tekne turu!

Bunun için oldukça fazla seçenek var. Fiyat farkı sadece uzun veya kısa tur olmasına göre değişiyor. Üstü açık veya kapalı, büyük veya küçük tekne tercihleri de var. Sabah erken saatlerde fazla sıra beklemeden binebilirsiniz. Kanal turu hem şehrin gidemediğiniz taraflarını görmek hem de şehri sudan farklı bir açıyla görmek açısından harika.

Teknede İngilizce, Almanca, Fransızca gibi dillerde rehber hizmeti veriliyor ancak bazı semtlerde orada oturanları rahatsız etmemek adına sessiz olunuyor. Zaten ilk başta böylesine sakin ve huzurlu bir yerde neden mikrofonla bağırdıklarını anlamak zor!

Biz Haziran başında gittik ve hafta sonu olmasına rağmen aşırı kalabalık değildi. Ghent, yerli turistlerin de hafta sonu uğrak noktasıymış. Yazın ilerleyen zamanlarında çok daha kalabalık olacaktır elbette.

Bu arada yaz başı olsa da hava da epey serindi, o yüzden tedarikli gitmekte fayda var. Sanırım sıcakta bayılmamak ve kalabalığa kalmamak için bahar ve yaz başı en uygun zamanlar.

Bunlar dışında şehir kanallarla çevrili olduğundan kano gibi bazı su sporlarını da yapabilirsiniz. Bira tadımlarına katılabilir, çikolata dükkanlarını gezebilir ve tabi ki tarihi ve turistik yerleri gezebilirsiniz.

 

GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER NERELER?

1. Korenmarkt

Şehrin merkezi ve tarihi meydanı olan Korenmarkt, buğday marketi anlamına geliyor çünkü 10 ve 11. yüzyılda burada buğday ticareti yapılıyormuş. Birçok tarihi binayla çevrili olan bu meydan, mesela sol tarafta belediye binası Stadhuis görülüyor, ünlü alışveriş caddeleri Veldstraat ile Kortemunt’u birbirine bağlıyor.

2. Aziz Nicholas’ın Kilisesi ( Sint-Nik­laas­kerk )

Öncelikle 11. yüzyılda Romanesk tarza inşa edilmiş olsa da, iki büyük yangından sonra 13. yüzyıl boyunca Scheldt Gotik tarzında yeniden inşa edilmiş bu kilisenin içinde 19. yüzyıldan kalma bir org varmış.
Onu eşsiz yapan özelliği, kulesinin, girişin üstünde değil, nefin (büyük kiliselerde binanın diğer kısımlarından yüksekte olan uzun ve dar orta kısım) ve yan kolların üzerinde olmasıymış. Işık kuleden akıp giderken bir çeşit doğal fener işlevi görüyormuş. Biz içine giremedik ama bu ışık oyununu görmeyi çok isterdim.

3. Çan Kulesi ve Kumaş Salonu (Hey Belfort van Gent) & (Lakenhalle)

Tarihi 14. yüzyıla uzanan Çan kulesi, Ghentteki meşhur üçlü sıranın, Aziz Bavo Katedrali ve Aziz Nikolas Kilisesi arasında, 91 metre ile ortanca kulesi. Tepesindeki Ghent’in gurur sembolü ve maskotu olan ateşli ejderhanın, şehrin tarihi kalbini koruduğuna inanılıyor. UNESCO Kültür Mirası listesindeki bu kuleye çıkabilir ve şehre tepeden bakabilirsiniz.

Hemen bitişiğindeki Brabant Gotik tarzındaki bina ise yapımı 1907’de tamamlanan Kumaş Salonu. Bu bina Ghent’in çok fazla borçlu olduğu kumaş sektörüne bir övgü olarak görülüyor. Köşesinde eski bir hapishane evi varmış.

4. Aziz Bavo Katedrali (Sint-Baafskathedraal)

Odamın penceresinden gördüğüm bu manzara paha biçilemez!

Ghent’in en eski dini yapısı olan bu katedral, 10. yüzyılda inşa edilen Romanesk tarzdaki Aziz John Şapeli’ne zaman içinde yapılan Gotik stilli eklemelerle bugünkü görünümüne sahip olmuş ve 1559’da yapımı tamamlanmış. Sadece festival zamanları çıkılabilen katedral kulesinin uzunluğu 89 metre. Eğer sanatla ilgiliyseniz Van Eyck Kardeşlerin mihrap arkalığı olarak yaptığı “Mystic Lamb” (Kutsal Kuzuya Tapınma) eserinin de olduğu katedralin içi sanat eserleri ile dolu.

5. Kontlar Kalesi (Gravensteen)

Biz kapanmakta olduğu için sadece bahçesine girebildiysek de kalenin içine ve burçlarına çıkıp zaman yolculuğu yapmanız mümkün gibi görünüyor. Kale, Leie Nehrinin kenarında yer alıyor ve 1180’de Kont Philip tarafından inşa ettirilmiş. Kale 14. yüzyıla kadar Flaman Kontlarına hizmet etmiş, sonrasında adliye ve cezaevi olarak kullanılmış. Bir ara yıkılmasında karar verilse de yenilenmiş ve günümüzde müze olarak kullanılıyor.

Kontlar Kalesi, eşsiz bir işkence ekipmanı koleksiyonuna sahipmiş.
Eskiden kiler olan yerde şimdilerde bir cellat kabininde sergilenen işkence ekipmanı bulunuyormuş. Müzenin diğer bölümlerinde ise kontlar döneminden kalma eşyalar sergileniyor.

6. Aziz Michael Kilisesi (Sint-Michiels­kerk)

Adından da anlaşılacağı gibi Başmelek Mikail’e adanmış olan Aziz Michael Kilisesi, Neo-Gotik iç mekanlara bir örnek. Rokoko ve Neo-Klasik heykellerin yanı sıra, Anthony Van Dyck’in “Çarmıhta İsa” eseri dahil birçok 18. yüzyıl ve Barok resimlere de ev sahipliği yapıyor. Yangınlar ve dini çatışmalar orijinal planlarının değiştirilmesine neden olduğundan tamamlanması yıllar almış. Bu yüzden şimdi bu kilise kulesiz görünümüyle biraz eksik gözüküyor.

7. Aziz Michael Köprüsü

Köprünün gördüğünüz yönünde, yukarıda bahsedilen kilise ve katedraller; arka tarafında ise Aziz Michael Kilisesi var.

Birçok noktayı gören bu köprü şehrin en romantik ve en fotojenik noktası burası. Gündüz de çok keyifli ama gece kesinlikle büyüleyici!

Bu arada eğer bu noktadan gece fotoğraf çekmek isterseniz, gece yarısından sonra ışıklar büyük ölçüde kapatılıyor, o yüzden gece yarısından önce çekecek şekilde planlamalısınız.

8. Graslei ve Korenlei Rıhtımları

Aziz Michael köprüsünden nehre bakınca sağdaki kıyı Korenlei soldaki Graslei. Akşam saatlerinde ışıkların Leie nehrine yansımasıyla manzara ve ortam iyice masalsı oluyor. Siz de bizim gibi yemeğinizi biranızı alıp ayaklarınızı nehire uzatıp keyif yapabilir veya kenardaki kafe ve restoranlarda oturabilirsiniz.

9. Eski Pazar (Groentenmarkt) (Sebze Pazarı)

Bu meydanın ilk görevi Galgenhuisje – darağacı evi – olmasıymış! Şimdilerde bu meydan oldukça canlı(!).

Pazar olarak ise önce bir balık pazarı olsa da, 18. yüzyılda bir sebze pazarı olarak işlev görmeye başlamış. Ghent’e özgü şarküteri, tatlılar veya lezzetli yöresel ürünler bulabilirsiniz. Pazar alanının batı tarafında, lonca evi, şapel ve çatıda çok sayıda parmaklık bulunan bir Ortaçağ kaplı et pazarı olan uzun Groot Vleeshuis var. Çok etkileyici olan bu bina 1406-1410 yıllarından itibaren inşa edilmiş.

10. Eski Postahane (Voor­ma­lig Post­ge­bouw)

Korenmarkt’ta görebileceğiniz bu bina eskiden postahane olarak kullanılıyormuş ve önünde at arabalarının durduğu bir yermiş. Çeşitli stiller kullanılarak inşa edilmiş, zengin bir şekilde dekore edilmiş bina, 1898’den beri hem ‘De Post’ isimli alışveriş merkezi ve lüks bir otel olarak hizmet veriyor.

Bonus: Küçük Türkiye (Klein Türkije)

Fotoğrafın sağ tarafındaki tabeleda Klein Türkije yazısını görünce çok şaşırmış ve görüldüğü üzere kafe ve barlarla dolu bu alana neden böyle bir isim verildiğini anlamamış ve çok merak etmiştik. Şimdi yerel olarak hazırlanan biraların tadının çıkarıldığı bu sokak, bir zamanlar iflasların ardından halka açık ihalelerin yapıldığı yermiş. Kelimenin tam anlamıyla “Küçük Türkiye” anlamına gelmesine rağmen, “Klein Turkije” adının ülkeye atıfta bulunmadığı, ancak “ke diyan gaan” (hit rock bottom-iflas etme/dibe vurma) sözünün değişmesiyle ortaya çıktığı söyleniyor.

Bunlar mutlaka görülecek yerlerin başında geliyor ama görülecek yer çok!

Mesela Çan Kulesi’nin hemen yanında görebileceğiniz modern tarzda yapılmış ve konserlere, dans gösterilerine ve pazarlara ev sahipliği yapan eğlence çadırı (Stads­hal) var.

Bizim gitmediğimiz ama oldukça popüler bir yer olan grafiti sokağı var.

Cuma Pazarı (Vrijdagmarkt) gibi daha bir çok pazar meydanı var.

100 Yıl Savaşlarında İngiltere’den yana olup 1345’te bu alanda öldürülen Gentli aydın Jacob van Atevelde’nin heykeli

Saymakla bitmeyecek kadar çok müze var, için ilgileniyorsanız buradan bakıp seçebilirsiniz.

 

NE YEMELİ İÇMELİ?

Daha önce de belirttiğim gibi biz hamburger ve biramızı nehire çok yakın bir yerden alıp nehir kenarında oturduk ve yedik. Ertesi gün ise yukarıda manzarasını gördüğünüz kafeden waffle ve kahve aldık. Gerçekten Belçik’da yediğim en iyi waffledı ve sanırım bunun bir sebebi de üstüne deliler gibi çikolata ve meyve koydurmamamdı.

Belçika’da yenecek en meşhur şeyler başta çikolata, waffle ve patates olsa da Ghent vejetaryen yemekleriyle çok övünüyor. Doğrusu Belçika mutfağına çok hakim değilim belki buradan kendiniz incelemek istersiniz. İçecek olarak ise çok çeşitli yerel biraları var en ünlülerinden bazıları Gruut ve Duvel. Ayrıntılı bilgi için buraya bakabilirsiniz.

Leave a comment