Pompeii / İtalya

Geçmişte burada olanlar da, bugün burayı gezme fikri de delice!

Birkaç sene önce UNESCO Dünya mirası alanı olan Pompeii ile ilgili bir belgesel gördüm ve burayı o güne kadar gezme listeme eklemediğime şaşırdım. Ardından hemen araştırmaya başladım ve bir anda listemin ilk sırasındaydı!

Nasıl olmasın? O kadar uzun zaman önce ve o kadar trajik bir olay ki bunları sadece hayal edebilirsiniz!

Pompeii, Campania bölgesinde, Napoli yakınlarında bulunan ve hâlâ üçte biri gömülü olan bir antik kent. Milattan önce 9. – 8. yüzyıllar arasında Campania bölgesinde yaşamış eski bir İtalyan halkı olan Osci’ler (Oscans) tarafından kurulmuş. MÖ 8. yüzyılda Antik Yunan yerleşimcilerin, Pompeii’yi Helenistik kültürün bir parçası yapmalarının ardından MÖ 2. yüzyılda Roma’nın etkisi altına girmiş.

Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde volkanik bir arazi olması sebebiyle toprakları oldukça verimli, özellikle üzüm ve zeytin açısından. Ayrıca denize çok yakın, böylece tarım ekonomisi ve ticaret oldukça gelişmiş.

Vezüv’ün gözü üzerimizde

Pompeii’nin gelişen ekonomisiyle nüfusu ve refahı artmış ve bu da kasabanın mimari yapısının bolca süslenmesine yol açmış. Zaten ortaya çıkarılan kalıntılarında bu villaların resim ve mozaik detayları bizleri en çok büyüleyenler oluyor. Pompeii’de refahın, keyfin yanı sıra kölelik de var. Köle mahallelerinin sıkışık, hapishane gibi iken daha mütevazı mimariye sahip evler de var.

Şehrin etrafına üç kemerli kapısı olan bir duvar inşa edilmiş. Duvarların içinde ise hala araba tekerleklerinin izlerini görebileceğiniz caddeler ve sokaklar, dükkanlar, villalar, evler, tapınaklar, arena, tavernalar, çokça çanak çömlek, mozaik ve grafitiler, hamamlar, çeşmeler, umumi tuvaletler, bazilika, genelevler ve tiyatrolar mevcut. Evler ve tapınaklar ilgi çekici olsa da en çok ziyareti genelev alıyor. Buraları özellikle dil bilmeyen denizcilerin kolayca bulması için bazı sokak köşelerinde fallus şeklinde işaretler varmış.

Şehrin kötü kaderi ise ilk olarak milattan sonra 62’deki büyük depremle yazılmaya başlanmış. Her ne kadar restorasyon çalışmaları yapılsa da şehir çokça hasar almış. MS 79 yılının 24 Ağustos’unda Vezüv’den gelen yoğun kül ve lavın Pompeii ve Herculaneum’a (Ercolano) yağmaya başlamasıyla bu şehirler, içindeki tüm yaşamla birlikte birkaç metre kalınlığında volkanik malzeme örtüsünün altına gömülmüş. Sahil yönüne kaçanlar ise gazların dumanından ve zehirinden boğulmuş.

Pompeii’deki kalıntılar ilk olarak 16. yüzyılın sonlarında keşfedilip 1748 yılında kazılar yapılmaya başlanmış.

Eminim Pompeii antik kentindeki insan ve hayvan kalıplarını görmüşsünüzdür. Burayı kaplayan volkanik malzemenin aralarındaki boşluklar radarla tespit edilip bu boşluklar, kurbanların kalıplarını oluşturmak için alçı veya reçine ile dolduruluyor. Böylece ortaya bu heykeller yani aslında lav ve küllerin arasında ölen insanların o anki kalıbı ortaya çıkmış oluyor.

Gerek villaların kalıntıları, gerek sokaklar ve elde edilen bu kalıplar, o zaman olanlarla ilgili  her insanın zihninde çok farklı şekillerde canlanıyordur Burada olanları biraz daha zihninizde canlandırmanıza yardımcı olacak iki adet mektup var desem? Bunlar Pliny the Younger (Genç Pliny) tarafından Romalı tarihçi Tacitus’a yazılmış ve Vezüv’ün o tarihi patlamasına şu satırlarla şahitlik ediyor:

  • Çığlık atan kadınları, ağlayan çocukları ve bağıran erkekleri duyabiliyorduk. Bazıları anne babalarını, çocuklarını veya eşlerini çağırıyor ve onları seslerinden tanımaya çalışıyordu. Bazı insanlar ölmekten o kadar korktular ki ölmek için dua ettiler. Birçoğu tanrıların yardımı için yalvardı, ancak daha da fazlası, hiç tanrı kalmadığını ve son sonsuz gecenin dünyanın üzerine düştüğünü hayal etti.
  • Bir ışık parıltısı geri döndü, ancak bunu gün ışığından ziyade yaklaşan ateşin bir uyarısı olarak aldık. Ancak yangınlar biraz uzakta kaldı. Karanlık bastı ve küller yeniden yağmaya başladı, bu kez daha yoğun sağanaklar halinde. Arada bir silkinmek için kalkmak zorunda kalıyorduk, yoksa ağırlığı altında ezilip gömülürdük. O zamanlar hiçbir korkumu dile getirmediğimle övünebilirdim, ama sadece tüm dünyanın benimle birlikte yok olduğu tesellisiyle dolaşmaya devam ettim.
  • Bir süre sonra karanlık, dumana veya buluta dönüştü ve gerçek gün ışığı geri döndü, ancak Güneş bir tutulma sırasında olduğu gibi zayıf bir şekilde parladı. Gördüklerimiz karşısında hayrete düştük çünkü her şey değişmiş ve kar gibi küle gömülmüştü.

Her ne kadar bu şehrin ihtişamı büyük bir deprem ve lavlar ile söndürülmüş olsa da toprak altından çıkanlar bugün bile neredeyse olduğu gibi korunmuş halde. Gün yüzüne çıkan bu evler, resimler, mozaikler ve heykeller bu ihtişamını az çok anlamamızı sağlıyor.

En son patlaması 1944’te  gerçekleşen Vezüv Yanardağı ile ilgili daha fazla bilgi ve fotoğraflar için seyahat günlüğüme bir göz atın. 😉 

Nasıl ulaşılır? Nerede konaklanır?

Pompeii antik kenti zaten günümüzdeki Pompeii şehrinde ve burada konaklayarak antik kenti gezmeniz çok pratik olur. Ben bir gün Pompeii antik kentini, diğer gün Vezüv ve Ercolano’yu gezmek istediğim için Pompeii’de konakladım. Çok küçük, sevimli bir şehir.

Gece de şehrin sokaklarında gezebilir, ve en iyisi meydanında canlı müzik eşliğinde kendinize bir Aperol ısmarlayabilirsiniz. Ben öyle yaptım 🙂 

Ayrıca konaklama olarak da oldukça uyguna güzel airbnbler var. Şehir çok küçük ve seçenek az ancak diğer şehirlere göre oldukça uygun ve temiz yerler bulunabiliyor. Şehrin bir ucundan diğer ucuna yürüyerek bile gidebilirsiniz. Ulaşım o açıdan sorunsuz. 

Pompeii, Napoli’ye ve Salerno’ya da yakın denebilir, o yüzden buralardan günü birlik de gelebilirsiniz. Yine de yolda harcayacağınız vakit hem Pompeii’den çalacak, hem de öğleden önceki görece serin saatler ilerlemiş olacak; yine de en erken trenle gelinebilir. Yazın gidiyorsanız hava sıcaklığına ek olarak ısınmış taşların ısısı da aşağıdan vuruyor! Fena! Ben sıcaktan dolayı öğleden sonra gideyim dedim ama bu sefer de görmek istediğim her yeri göremedim ya da çok hızlı geçmem gerekti. Bu sebeple kapanma saatini biraz geçirdim ve içeride kalma korkusuyla son yarım saatim koşturmalı geçti Vezüv’de olduğu gibi! 😀 

Kapanış saatine bakın mutlaka, 7 gibi kapanıyor yazın. 

Tren ile ulaşım:

Buraya Napoli – Sorrento arasında çalışan Circumvesuviana trenleriyle gelebilirsiniz. İneceğiniz durağın adı Pompeii – Scavi.

Sorrento’da istasyon, şehrin merkezinde Pizza Angelina Lauro’nun karşısında. Buradan Pompeii’ye yolculuk yaklaşık 30 dakika sürüyor.

Aynı trene Napoli’den de binebilirsiniz. Trenler Piazza Garibaldi’deki Napoli Merkez tren istasyonunun altındaki yer altı Circumvesuviana istasyonunun 3. hattından kalkıyor. Hangi trenin kalktığını gösteren ekranı kontrol edin ve Sorrento – Pompei hattına binin, burada tren istasyonları ve trenleri karıştırmak çok olası, dikkat edin.

Otobüs ile ulaşım: 

SITA – Napoli ve Salerno’dan  

BUSITALIA – Salerno’dan Campania no. 4 & no. 50  (ekspres otobüs)

Pompeii’ye ulaştıktan sonra antik kente kolayca yürüyebilirsiniz. Ancak birden fazla girişi var. Antik kente girmeden önce mutlaka yapmanızı önerdiğim şey, bir harita üzerinde çalışın ve gitmek istediğiniz yerleri ve rotanızı belirleyin, hatta mümkünse antik kente gireceğiniz kapıyı bile bu plana dahil edin çünkü mesafeler oldukça uzak. Alan çok büyük ve ilginizi çeken bazı yerlerde tahmininizden uzun kalabilirsiniz. En çok görmek istediklerinizi alan kapanmadan görmek için planlama yapmak şart. Bir de bu yerler hakkında ön bilgi edinerek giderseniz çok daha ilginç ve keyifli olur. Haritayı pdf olarak veya telefonunuza qr kod ile indirebilirsiniz.

Burada bölümler detaylı verilmiş, üzerine tıkladığınızda o yere ait bilgi ve fotoğraflar çıkıyor. Böylece seçtiğiniz yerler hakkında detaylı bilgi edinebilir ve listenizde tutup tutmayacağınıza karar verebilirsiniz. 

Ayrıca bu bölümde açık kapalı veya tadilatta olan yerler de işaretlenmiş.  Buna önceden bakarsanız zaten listenizde olsa da göremeyeceğiniz yerleri eleyip başka yerler ekleyebilirsiniz. Arkeoloji Parkı toplam 44 hektarlık bir alanı kaplıyor. Bu nedenle gezmek için minimum 2-3 saate ihtiyacınız var. Ancak en az yarın gününüzü hak ediyor burası. Tabi ilgiliyseniz bir gününüzü de harcayabilirsiniz.  

Bu arada İsterseniz önceden biletinizi alabilirsiniz, orada sıra beklemekle harcayacağınız vakti içeride gezmeye harcayın derim. 

Girişler:

Porta Marina (Villa dei Misteri)

Piazza Esedra (Piazza Porta Marina Inferiore)

Piazza Anfiteatro (Piazza Immacolata)

Eğer isterseniz Piazza Esedra veya Piazza Anfiteatro girişlerinden rehberli gezilere katılabilirsiniz.

Sesli rehber satın almanız da mümkün.

Parkın içinde yeme içme için bir bar/restoran var. Ayrıca içme suyu sağlayan çeşmeler de var, mataranızla gelmeniz faydalı olur.

Bu arada antik kentin sokakları taştan ve engebeli olabiliyor. Çocuklu veya engelli bireyler için her sokağa girmek mümkün olmayabilir. Ancak herkesin gezebilmesini sağlamak için bazı güzergahlar belirlenmiş ve buralar bebek arabası veya tekerlekli sandalye ile dolaşabilmesi için özel olarak tasarlanmış, rampalar koyulmuş.

Mutlaka görülmesi gereken yerler nereler?

Bunlar ikisi hariç benim gezdiklerimden ve internet ortamında en çok bahsi geçen yerlerden seçmeler. Her biriyle ilgili o kadar çok detay var ki anlatmakla bitmez. En güzeli, genel bilgiler edinip ilginizi çekenleri detaylı araştırmak ve ona göre karar vermek. İsterseniz resmi sitede sunulan 3 adet rotaya göre de karar verebilirsiniz. 

Villa dei Misteri

Gizemler Villası benim en ilgimi çeken yer oldu. Tarihi 1. yüzyıla uzanan fresklerin canlılığı büyüleyiciydi ve burada neler yaşanmıştır diye çokça zorladım hayal gücümü. Neden mi zorladı? Çünkü antik dünyada çok yaygın olan ezoterik bir dini akım olan Greko-Romen gizem kültüne, genç bir kadının kabulü olarak yorumlanan bir ritüeli tasvir ediyorlarmış. edindiğim bilgiye göre burada temsil edilen özel kült, şarap, doğurganlık ve dini coşku tanrısı Bacchus’a adanmış.

Lupanare di Pompei

Pompeii’nin keşfedilmiş 35 genelevinden en büyük ve meşhur olanı, daha önce belirttiğim gibi en çok ziyaretçisi olan yerlerden. Burası iki katlı; zemin katta 5, üst katta 5 odadan oluşuyor. Bazı odalarda oldukça küçük beton yataklar var. Duvarlarındaki erotik resimler de en ilgi çeken kısmı. Odaların kapılarındaki bu erotik çizimler için birkaç teori var; içerideki hayat kadınının yapmayı tercih ettiği pozisyonu gösteriyor ya da erkeklerin şevklenmesi veya öğrenmesi için! Mahremiyet için kapı veya perde çubuğu olmadığı belirtiliyor.

Wikipedia’da (birçok kaynakla desteklenmiş) burayla ilgili çokça detay var, özellikle grafiti kısmı freskler kadar ilginç. Oldukça fakir veya köle olan ve çok az para kazanan bu hayat kadınlarının gördüğü muameleyi okumak şaşırtmayabilir ama üzeceği kesin… 

Terme Stabiane

Pompeii’de çok şeye şaşırabilirsiniz, nasıl yapmışlar, ne yaşamışlar… Benim en çok şaşırdıklarımdan biri karmaşık yapıları ve süsleriyle hamamlar oldu. Tarihi MÖ 2. yüzyıla kadar uzanan Stabian hamamları, Roma dünyasının bildiğimiz en eski hamamları arasında yer almakta. Bu hamamlar göz alıcı güzel freskler, oymalar ve heykellerle kaplı.

Isıtma, duvarlardaki boruların ve ufak sütunlarla desteklenen çift katlı yerin içinde, fırınlardan gelen sıcak havanın sirküle edilmesiyle sağlanıyormuş. 

Stabine hamamının yapısı şu şekilde anlatılıyor. Via dell’Abbondanza’daki ana giriş, geniş bir avluya açılıyor. Havuz solda bulunurken, sağda erkekler için olan bir revak bulunuyor, bu da şu bölümlere ayrılıyor: apodyterium (soyunma odası), tepidarium (orta sıcaklıktaki banyo), calidarium (sıcak banyolar)ve ardından frigidarium (soğuk banyo).

Kadınlar bölümü de soğuk banyo hariç aynı şekilde bölünmüş ancak hepsi daha küçük ve erkekler bölümü kadar zengin süslemelere sahip değil. Kadınlar, avlunun kuzeybatı köşesinde, via del Lupanare’ye açılan, üzerinde “Mulier” (kadın) yazan ayrı bir kapıdan giriyormuş.

Burada tahminlere göre sıcak banyo esnasında volkanik patlamaya yakalanan kişilerin kalıpları var. Stabian hamamları hakkında daha fazla detayı bu veya şu siteden okuyabilirsiniz. Gerisi hayal gücü 🙂 

Antiquarium 

Antiquarium, Giuseppe Fiorelli tarafından 1873-1874 yılları arasında, Venüs Tapınağı’nın Porta Marina’ya bakan terasının altındaki alanda inşa edilmiş. Burada şehrin günlük yaşamını temsil eden kalıntıların yanı sıra patlama kurbanlarının kalıplarının da sergilendiği mekan. Ben vaktim yetişmeyeceği için içini gezemedim ancak Napoli’deki Ulusal Arkeoloji müzesini uzun uzun gezdim ve size de çokça tavsiye ederim. Burada gördüğünüz kalıntılarsa orada içindeki kıymetli çoğu şeyi görebiliyorsunuz ve yapbozun parçaları böylece tamamlanıyor. 😉 

Casa del Fauno

Pompeii’nin en büyük evlerinden biri, Faun’un Evi. Adını evin avlusundaki havuzun merkezinde bulunan dans eden Faun’un bronz heykelinden almış. Peki Faun nedir? Faunlar, ıssız ormanların ruhlarıymış ve tipik olarak yarı insan ve yarı keçi olarak tasvir edilmekteler.

Alexander (İskender) Mozaiği burada bulunan en muazzam sanat eseri. Fotoğrafta gördüğünüz mozaiğin yeniden yapılmış bir versiyonu ancak orijinali Napoli’deki Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde. Tıpkı Faun heykeli gibi.

Casa Del Poeta Tragico

Trajik Şairin Evi, Homeros Evi veya İlyada Evi olarak da bilinir (The Homeric House or The Iliadic House). Bu ev bir atrium evinin geleneksel şekline sahip ve çoğu Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesinde olan birçok ilginç mozaiğe ve freske sahip olsa da, hala korunaklı şekilde sergilendiği için ana girişteki CAVE CANEM (köpeğe dikkat edin) mozaiği ile ünlü.

Evin girişi benim gittiğim dönemde kapalıydı ve içini göremedim ve çoğu eser Napoli’deki müzede sergileniyor. Yine de burada bulunan eserlerle ilgili bilgiler şöyle: eve adını veren mozaik, oyuna hazırlanan aktörlerin hazırlandığı sahneyi içeriyor. Oturma odasında İlyada’dan alınan mitolojik konuların büyük resimleri bulunuyor; Ariadne’nin Theseus tarafından terk edildiği sahnenin resimi ve “Sale of Cupids” oldukça önemli parçalar. 

Foro

Sivil Forum, şehrin günlük yaşamının geçtiği, şehir idaresi ve adalet, iş yönetimi ve pazarlar gibi ticaret faaliyetleri için tüm ana kamu binalarının yanı sıra vatandaşların ibadet ettiği ana yerlerin odak noktası.

Forum meydanı basit bir açık alan görünümünde ve batı tarafı Apollon Tapınağı’na bakıp, doğu tarafında dükkanlar varken; MÖ 3. ve 2. yüzyıllar arasında, etrafı revaklarla çevrilip tabanı tüf levhalarla kaplanınca meydanın şekli önemli ölçüde değiştirilmiş. Meydanın ekseni, Vezüv Yanardağı ile aynı hizadaki Jüpiter Tapınağı’nın cephesi olmuş. 

Tempo Di Iside

İsis Tapınağı, Mısır tanrıçası İsis’e adanmış bir Roma tapınağı. Mısır tanrıçasının eski kültü, MÖ 3. yüzyıldan itibaren Akdeniz’e yayılmış; inisiyeler için ayrılmış bir gizem tarikatı! Bu bana Sintra’daki İnisiyasyon Kuyusu’nu hatırlatıyor! 😀

Efsane, Seth tarafından öldürülüp parçalanan kocası Osiris’in parçalarını kurtaran, onları yeniden birleştiren ve büyülü sanatlarıyla onlara yeni bir hayat veren, böylece ‘hayat veren tanrı’ haline gelen İsis’in hikayesini anlatır. 

Revaklı bir avlunun ortasında yüksek bir kaide üzerinde yer alıyor tapınak. Öndeki alanda sunak, adakların boşaltıldığı çukur ve küçük bir yapı (purgatorium) bulunuyor. Bu alanın içinde, kurbanlar için Nil’den geldiği söylenen suyun çekildiği havzaya giden bir merdiven var. Tapınağın arkasında, büyük bir oda inisiyelerin toplantılarına (ekklesiasterion) ayrılmışken, daha küçük bir odada (sacrarium) tanrıça mitinden bölümleri anlatan resimler görülebiliyormuş.

Aslında bu tapınak ilk değil ikinci yapıymış; Augustus döneminde inşa edilen orijinal bina, MS 62’de daha önceki bir depremde hasar görmüş. Bundan önce, hem MÖ 54’te hem de MÖ 30’da Roma senatosu, İsis kültünün ve tapınaklarının yıkılmasını talep eden bildiriler yayınlamış. Ancak bunu yapacak gönüllü olmadığı gibi tarikatın popülaritesinin bu noktadan sonra artmış. Bir şeyi yasaklayın ve nasıl daha arzulanır olduğunu görün! O kadar ki İsis Tapınağı’nın depremden sonra tamamen yeniden inşa edilen tek bina olduğu biliniyor.

1770 yılında babası Leopold ile birlikte Pompeii’yi ziyaret eden Mozart, tapınaktan o kadar etkilenmiş ki, 1791’de Viyana’da “Sihirli Flüt”ün      ilk icrasının sahnelerine ilham kaynağı olmuş. 

Orijinal resimler ve heykeller tabi ki Napoli’deki Museo Archaeologico’da görülebilir. 

Sanctuaire d’Apollon

Yunan ve Roma tanrısı Apollon’a adanmış olan Apollon Tapınağı, Pompeii’deki en eski ibadet yerlerinden biri. Tapınak, revak (sundurma) tarzı bir alanla çevrili, merkezinde sunak bulunan bir avlu var. Doğu duvarındaki açık kapılar bu kutsal alanı forum meydanına bağlıyor. 

Tanrıların bugün kopya olan heykelleri revağın etrafında duruyor. Revağın uzun kenarının sağında Diana’nın (Artemis; Apollon’un ikiz kız kardeşi), tam karşısında ok ve yayı olan Apollon’un bronz heykeli mevcut. 

Anfiteatro

Bu amfitiyatro, Roma döneminden bilinenler arasında en eskilerinden; MÖ 70 yılı civarında inşa edilmiş. Sadece Pompeii’den değil, komşu kasabalardan da 20.000 (kimine göre 12.000) seyirciyi ağırlama kapasitesine sahip.

Burası Pompei’lilerin bolca vakit geçirdiği sirk gösterilerine ve gladyatör oyunlarına ev sahipliği yapmış. Duvarlarında gladyatörleri tasvir eden boyalı posterler, sloganlar ve lakaplar olduğu bilgisi mevcut. Örneğin, bir poster bir gladyatörün “Kızların kalp çarpıntısı” olduğunu ilan ediyormuş. 😉

Casa Dei Vettii

Benim restorasyonda olduğu için gidemediğim ama çok iyi korunmuş rengarenk mitolojik freskleri ve binanın yapısını (Domus) göremediğim için buna üzüldüğüm bir yer burası. 10 yıllık restorasyon sonrası 2023 Ocak ayından itibaren yeniden ziyarete açıldı.

Evin ticaret yoluyla zengin olan, azat edilmiş (liberti) sahipleri Aulus Vettius Restitutus ve Aulus Vettius Conviva. Evin kapısının sağında refah tanrısı Priapus resmedilmiş, bu da sahiplerinin ekonomik refahını simgelemekteymiş. Burası hakkında çokça bilgi var, gitmeden mutlaka göz atın birkaç siteye, mesela buradan hem bilgi edinebilir hem de ufak bir sanal tur yapabilirsiniz. 

Santuario della Beata Vergine del Rosario di Pompei

Son olarak Pompeii şehrinin gözdesi var. Piazza Bartolo Longo’da Tesbih Meryem Ana’nın ünlü mabedi tüm zarafetiyle karşınıza çıkıyor. Yalnızca turistik değil hac ziyareti için de gelinen bu kilisenin uzunca ve bana karışık gelen bir tarihi var. 

Kiliseyi ziyaretim sırasında bir düğüne denk geldim. Çok şanslı hissettiğim bir andı, kilisede gerçek bir İtalyan düğünü görmüş oldum.

Çiftimize ömür boyu mutluluklar!!  Oo Ceren Hanımlar da burdaymış mış mış! 😀

Her antik kentte olduğu gibi bize yine hayal etmek, düşlemek kalıyor. 😉

Buna Karl Briullov’un Pompeii’nin son günü isimli eseri yardımcı olabilir!

Leave a comment